10898,70%-0,43
42,49% 0,16
49,31% 0,05
5762,83% 1,55
9287,46% 0,49
"Yolumuzu Aydınlatan Yıldızlar" temasıyla her yıl kasım ayında düzenlenen "Sahabe Ayı" programında düzenlenen etkinlikte, Mus'ab bin Umeyr ve Nesibe Hatun’un örnek hayatı anlatıldı.
Sunuculuğunu Şakir İşlek'in yaptığı program, Cizre Belediyesi Konferans salonunda düzenlendi.
Program Abdullah Aksoy'un Kur'an-ı Kerim tilavetiyle başladı. Açılış konuşmasını yapan Peygamber Sevdalıları Vakfı Şırnak Koordinatörü Orhan Çoşkun, her yıl kasım ayının sahabe ayı olarak idrak edildiğini aktardı.
Özlem Ajans sanatçısı Salih Gül’ün seslendirdiği ilahi ve ezgilerle devam eden programda, günün anlam ve önemine dair konuşma gerçekleştiren Peygamber Sevdalıları Vakfı Genel Başkanı Molla Beşir Şimşek, Mus'ab bin Umeyr ve Nesibe Hatun’un hayatından anekdotlar paylaştı.
“Mus’ab bin Umeyir tek bir kelimeyle değişti”
Sahabelerin hayatlarının bilinmesinin önemli olduğunu ifade eden Molla Beşir Şimşek, “Bugün çok önemli iki şahsiyeti kısa bir zamana sığdırmaya çalışacağız. Sizleri sıkmadan, iki güzel insanın güzelliklerinden nasibimizi alacağız. Bugün onlara muhtacız, bugün onları tanımaya muhtacız. Onlar burada nasıl iman etmiş, nasıl bu dine sahip çıkmışlar, nasıl amel ettiler ve nasıl Allah'ın rızasını kazandılar? Bunlar önemli şeylerdir değil mi? Allahu Teâlâ “Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.” diyor. Dünyaya geliş amacımız budur; ibadet için geldik. Salih ameller, ibadetlerimizi, duadan, zikirden, namazdan, yaptığımız her hayırlı işi “Allah bizden razı olsun.” diye yapıyoruz. Şimdi bakalım şu sahabelere… Allahu Teâlâ onların o kadar güzel vasıflarını vermiş, Allah'ın Peygamberi onlar hakkında güzel vasıflar vermiş. Allah'ın rızasını ve Peygamber’in rızasını nasıl kazanmışlar bilmemiz gerekir? Bu din için nasıl hizmet etmişler? Bugün, bu asırda biz Müslümanlar onların gittiği yoldan nasıl yürüyeceğiz? Allah'ı bilmek, kitapları bilmek, peygamberleri bilmek nasıl önemliyse o şekilde sahabelerin hayatını da bilmek önemlidir. Onlar Peygamber’in dizinde talebe oldular. Peygamber’den vahiy dinlediler. Bugün erkeklerimiz için ve kadınlarımız için örnek olarak bu iki büyük şahsiyet var. Birisi Mus’ab bin Umeyr, diğeri ise Nesibe Hatun’dur.” dedi.
“İçimizde İslam'ın ateşi, derdi, sorunu, sıkıntısı yoksa İslam’ın nurunu anlatamayız”

"Bugünkü tembelliğimizin, çalışmamamızın sebebi içimizdeki İslam ateşinin eksikliğidir diyen Şimşek, “Mus’ab’ın hayatına baktığımızda büyük bir evde dünyaya gelmişti. Babası tüccardı, annesi çok akıllı bir kadındı. Annesi de babası da büyük ailelerden ve çok zenginlerdi. Evin en küçüğüydü Mus'ab. Annesinin elinde küçük bir minder vardı; Mus’ab nereye otursaydı hemen onun altına koyardı. O kadar Mus’ab’ı çok seviyordu. Mus’ab’ın elinde mal, mülk, para… ne istersen vardı. Bugün çabaladığımız bu dünya için belki elimize geçer ya da geçmez ama o dönemde Mus’ab’ın elinde her şey vardı. Peygamber Efendimiz bir gün onunla karşılaştığında, o üstündeki ipek elbiseler, güzel kokular artık yoktu. Efendimiz onun hâline bakarak, “Mekke’de Mus’ab gibi kendisine bakan, güzel elbiseler giyen, güzel kokan bir genç yoktu. Gelin bugün Mus’ab’a bakın, nasıl bir hâle düşmüş.” buyurmuştu. Mus’ab daha tövbe etmeden önce her türlü keyfin tadını çıkarıyordu. Bir gün arkadaşına şunu söylüyor: “İçimde bir his var, ne yapıyorsam dolduramıyorum; bu kadar keyif ve lezzet beni tatmin etmiyor.” Arkadaşı ona: “Evlenme vaktine geldiğin için böyledir; sen evlendiğinde artık geçer.” diyor. O günlerde Peygamber Efendimiz ’in İslam davetinin olduğu dönemlerde. Bir gün atının nallarını yapmak için nalcıya giderek Habbab’ın yanına durdu. Hazreti Habbab iman etmişti ve o iman için hizmet etmesi gerekiyordu. Mus’ab’ın içindeki o heyecanı ve hissi görüyor ama İslam’ı nasıl anlatacağına dair ne yapacağını bilmiyordu Habbab. Habbab, kızgın demiri eline aldığında Mus’ab’a şöyle der: “Ya Mus’ab, içimde öyle bir ateş var ki elimdeki bu ateşi hissetmeme engel oluyor.” Bu içindeki ateş Allah’ın aşkı, Peygamber’in sevgisiydi, İslam hizmetinin sevgisiydi, demlerin sevgisiydi. “Ben bu aşkla kendimi kaybettim.” diyordu.Ashab-ı Kiram böyleydi. Bizim içimizde İslam ateşinin olması gerekiyor. Dert olması lazım. İnsanlara ulaşmamız lazım; gaflet içindeki bu insanların kurtuluşu için neler yapılacak diye çalışmamız lazım. İçimizde İslam'ın ateşi, derdi, sorunu, sıkıntısı yoksa İslam’ın nurunu anlatamayız. Bugünkü tembelliğimizin, çalışmamamızın sebebi bu eksikliklerdir. Aramızda kaç kişi Habbab gibi imanı dert edinmiş, komşusuna, arkadaşına, ailesine İslam'ı anlatmak için “Nasıl ulaşayım?” diye düşünüyor? Biz dünyaya geldiğimizden beri Müslümanız; annemiz babamız Müslüman. Ama bu eksikliğimiz var: içimizdeki ateşin olmaması eksikliğimizdir. Peygamber Efendimiz’in o hassasiyetini kendimize tebliğ etseydik bu eksikliğimiz olmayacaktı. Mus’ab’a bunlar anlatılırken artık Mus’ab, Peygamber Efendimizi merak edip yanına gitmek istiyor ve gittikten sonra hemen İslam’ı kabul ediyor. O Mus’ab’ın hâli hemen değişiyor. Biz Müslümanız ama hâlimiz aynı; değişmiyoruz. Eğitim seviyemiz, ismimiz, okumamız değişiyor ama hayatımız değişmiyor. Mus’ab tek bir kelimeyle değişti.” diye konuştu.
“Mus’ab tebliğdir, davettir, fedakârlıktır”
Şimşek, “İmanını gizli tutuyordu, kimse bilmiyordu ilk zamanlarda. Annesi öğrenmişti. Mus’ab’da bir değişiklik olduğunu görmüştü. O keyif ehli Mus’ab’ın artık olmadığını annesi anlamıştı. Nihayetinde annesi onu takip ettirip iman ettiğini öğreniyor. Annesine şunu diyen Mus’ab: “Vallahi Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) senin sevginden daha öte olmuş.” Önce nasihat ettiler, Mus’ab dininden dönmedi. Sonra ona maddi olarak tehdit ettiler. Yine Peygamberini terk etmiyor Mus’ab. En son annesi Mus’ab’ı evde hapsediyor. Mus’ab’ın köleleri vardı, ona hizmet ediyorlardı. Annesi o kölelere Mus’ab’a eziyet etmeleri için kamçılamalarını istiyordu. O köleler Mus’ab’a hizmetkâr iken şimdi ona işkence ediyorlardı. Eziyetlerden, işkencelerden sonra dininden dönmeyeceğini anlayan annesi Mus’ab’ı evden dışarı attı. Bu kadar işkence ve eziyetten sonra Mus’ab Allah’ın dinini yine terk etmedi. Uhud Savaşı’nda İslam sancaktarı oluyor ve 40 yaşında şehit oldu. Bu kısa ömründe şerefli bir hayat bize kaldı. Mus’ab tebliğdir, davettir, fedakârlıktır, dünyanın güzelliklerini Allah’ın rızasına ve Peygamber’in rızasına tercih edendir." ifadelerini kullandı.
“Nesibe Hatun, Mus’ab’ın diliyle Peygamber’i tanımıştır”

Şimşek, "Akabe biatına gelen 75 kişi arasındaki iki kadından birisi Nesibe Hatun’dur. Nesibe Hatun 50 yaşında; o ve eşi Akabe biatına katıldı. Mus’ab’ın diliyle, Mus’ab’ın anlatımıyla Peygamber’i tanımıştır. Bacılarım, kardeşlerim, üniversite okuyan genç kızlarımız bugün tefekkür edin: büyüklük nedir? Bakın, 50 yaşında bir kadın iman ehli oluyor. Nesibe Hatun şöyle düşünüyor: “Mus’ab böyle bir talebe ise Peygamber nasıl birisi?” Merak ediyor ve Hz. Mus’ab ağabeyi ile beraber Mekke’ye geliyor. Peygamber’i gördükten sonra Mus’ab’ın tarif ettiğinden daha büyük ve heybetli olduğunu söylüyor. Nesibe’nin manası Peygamber aşkıdır. Eğer Peygamber’e âşık oluyorsak bu ahlak ile hayatımızı yaşamamız lazım. Vallahi eğer İslam dinine hizmet etmezsek buralar ve çocuklarımız dahi ellerimizden kaçacaktır. Çünkü hayat boşluğu kabul etmez. Bu yüzden bu kıymetli insanları kendimize örnek bulalım. Peygamber Efendimize kulak verelim, sahabelere bakalım; bu dine nasıl sahip çıktılar…
Bu aşkın her zaman gönlümüzde olması lazım. Eğer dert sahibi değilsek bu halkın derdine derman olamayız ve mücadele edemeyiz. Eğer kalbimizde bir ateş yoksa başkasının kalbine aydınlık olamayız.” dedi.
Program, Molla Ahmet Varol tarafından yapılan dua ile son buldu. (İLKHA)

