15703,40%-1,93
44,06% 0,17
51,13% -0,04
7285,42% 1,47
11854,23% 0,00
Siyonist rejimin sözde Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun 28 Şubat'ta başlatılan "Kükreyen Aslan" saldırısına ilişkin sözleri dikkat çekiciydi. Netanyahu, ABD ile birlikte İran'a yönelik saldırının kendisine "kırk yıldır beklediği fırsatı verdiğini" söyledi.
Bir liderin(!) bir savaşı bu kadar açık biçimde kişisel bir hedefle ilişkilendirmesi nadir görülen bir durumdu. Bu açıklama, saldırının yalnızca "güvenlik" gerekçeleriyle değil, uzun yıllardır savunulan daha geniş bir stratejik hedefle bağlantılı olduğunu ortaya koydu.
Netanyahu, onlarca yıldır ABD Kongresi'nde yaptığı konuşmalarda İran'ın "nükleer silaha sadece aylar uzaklıkta olduğu" iddiasını gündemde tutuyordu. Ancak birçok Amerikan istihbarat raporu İran'ın nükleer silah üretme programı yürütmediğini belirtmişti.
Bu nedenle bazı uzmanlar, meselenin hiçbir zaman yalnızca "nükleer tehdit" olmadığını belirtiyor.
"Büyük israil" fikrinin üç boyutu
Analistlere göre Netanyahu'nun stratejisinin merkezinde "Büyük israil" anlayışı bulunuyor. Bu yaklaşım üç temel boyut üzerinden şekilleniyor.
Birincisi, Filistin devletinin tamamen ortadan kaldırılması.
Gazze'de yaşanan ağır yıkım ve devam eden saldırılar, bölgenin fiilen dış yönetim mekanizmalarıyla kontrol edilmesi anlamına geliyor. Batı Şeria'da ise yerleşimlerin genişletilmesi ve idari ilhak adımları Filistin topraklarının giderek işgal edilmesini ve daraltılmasına yol açıyor.
Bu tablo, "iki devletli çözüm"ün yalnızca tıkanmadığını, fiilen ortadan kaldırılmaya çalışıldığını gösteriyor.
Bölgesel askeri üstünlük hedefi
Stratejinin ikinci boyutu ise Orta Doğu'da askeri üstünlüğün tek elde toplanması.
Son yirmi yılda bölgedeki birçok devlet ciddi şekilde zayıfladı. Irak 2003 işgaliyle parçalandı. Suriye uzun yıllar süren savaşla büyük bir yıkım yaşadı. Lübnan ve Yemen ise sürekli çatışmaların içinde kaldı.
Bu tabloda İran, siyonist rejim karşısında stratejik caydırıcılık kapasitesine sahip son büyük bölgesel aktör olarak görülüyordu.
İran İslam Cumhuriyeti'ne yönelik saldırıların bu nedenle yalnızca askeri değil, aynı zamanda bölgesel güç dengelerini değiştirmeyi hedefleyen bir hamle olduğu değerlendiriliyor.
Tartışmalı sınır söylemi
Stratejinin üçüncü boyutu ise genişleme fikri.
Siyonist rejim içindeki bazı siyasetçiler ve Batılı destekçileri, sınırların sözde dini metinlerde yer alan coğrafi referanslara dayanabileceğini savunan açıklamalar yapıyor. Bu söylem, Orta Doğu'da Nil'den Fırat'a uzanan geniş bir alanın ideolojik olarak "tarihi sınırlar" içinde görüldüğü iddialarını gündeme getiriyor.
Bugün siyonist rejimin Suriye ve Lübnan topraklarında askeri varlık göstermesi ve Gazze'nin büyük bölümünü kontrol altında tutması, bu tartışmaları daha da büyütmüş durumda.
Arap dünyasının çıkmazı
Bu gelişmeler Arap dünyasında da ciddi bir tartışmayı beraberinde getiriyor.
Son yıllarda bazı Arap ülkeleri ile siyonist rejim arasında imzalanan "İbrahim Anlaşmaları", barış ve ekonomik iş birliği söylemiyle sunulmuştu. Ancak birçok analist, bu anlaşmaların Filistin meselesini arka plana iten siyasi düzenlemeler olduğunu belirtiyor.
ABD'nin bölgedeki askeri üsleri, silah anlaşmaları ve güvenlik ittifakları da Orta Doğu'daki siyasi dengeleri doğrudan etkileyen unsurlar olarak görülüyor.
İran ve Körfez için yeni denklem
Uzmanlara göre bölgede kalıcı bir istikrarın oluşması için İran İslam Cumhuriyeti ile Körfez ülkeleri arasında daha güçlü diplomatik ilişkiler kurulması kritik önem taşıyor.
Son yıllarda başlayan İran-Körfez yakınlaşması, bölgedeki gerilimleri azaltabilecek önemli bir adım olarak görülüyordu. Ancak ABD ve siyonist rejimin İran'a yönelik saldırıları bu süreci yeniden belirsizliğe sürükledi.
Orta Doğu için kritik eşik
Bugün Orta Doğu'da yaşanan gelişmeler yalnızca bir askeri çatışma olarak görülmüyor. Birçok analiste göre bölge, onlarca yıldır inşa edilen siyasi ve askeri düzenin kırılma noktasına yaklaşmış durumda.
Netanyahu'nun "kırk yıllık hayal" sözleri bu nedenle yalnızca kişisel bir açıklama değil, Orta Doğu'daki güç mücadelesinin geldiği noktayı gösteren sembolik bir ifade olarak değerlendiriliyor.
Bu noktada asıl soru ise şu: Bölge ülkeleri siyonist rejimi durduracak ve yeni bir güç dengesi kurabilecek mi, yoksa Orta Doğu uzun süreli bir çatışma dönemine mi sürüklenecek? (İLKHA)

