Bugün, 15 Ocak 2026 Perşembe
  • BIST 100

    15120,77%-0,14
  • DOLAR

    43,18% 0,07
  • EURO

    50,38% 0,19
  • GRAM ALTIN

    6410,39% 0,75
  • Ç. ALTIN

    10370,94% 0,59

Prof. Dr. Abuzer: "Abraham Anlaşması" işgal rejimini meşrulaştırma projesidir

ABD ve işgal rejimi öncülüğünde yürütülen ‘Abraham Anlaşması’nın kamuoyuna ‘barış’ ve ‘normalleşme’ söylemleriyle sunulduğunu ancak sürecin arka planında işgal rejiminin meşrulaştırılması, güvenliğinin sağlanması ve bölgedeki ekonomik çıkarların garanti

GÜNDEM 15.01.2026 14:05:59 0
Prof. Dr. Abuzer:

Abraham Anlaşması’na dair değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Celil Abuzer, Batı’nın özellikle ABD üzerinden dillendirdiği ‘demokrasi’, ‘insan hakları’ ve ‘barış’ söylemlerinin çoğu zaman farklı niyetleri gizlediğini ifade etti.

Abuzer, “Amerika bir yere ‘demokrasi götüreceğiz’ diyorsa, bilin ki orada başka bir hesap vardır. Maalesef ağuyu altın tasla bal diye sunuyorlar. Abraham Anlaşması da bu anlayışın bir ürünüdür.” dedi.

Abraham Anlaşması’nın uluslararası kamuoyuna barış projesi olarak sunulmasına rağmen, anlaşmanın esasen işgal rejiminin siyasi meşruiyetini güçlendirmeyi, bölgesel güvenliğini sağlamayı ve Orta Doğu’daki güç dengelerini yeniden şekillendirmeyi amaçladığını dile getiren Abuzer, bu yönüyle anlaşmanın çok katmanlı bir stratejinin parçası olduğunu ifade etti.

Anlaşmanın, işgal rejiminin bölgedeki statüsünü kalıcı hâle getirmeyi ve Müslüman halkların tepkisini yumuşatmayı hedeflediğini belirten Abuzer, bu sürecin dikkatle okunması gerektiğini vurguladı.

Abuzer, anlaşmanın bir yandan işgal rejiminin bölgedeki statüsünü meşrulaştırmayı ve güvenliğini sağlamayı hedeflerken, diğer yandan Batı kamuoyunda yükselen işgal rejimi karşıtı tepkileri yumuşatma, Müslüman halkların reflekslerini törpüleme ve Orta Doğu’daki enerji ile ticaret hatlarını yeniden şekillendirme amacı taşıdığını vurguladı.

“Bu anlaşma barış değil, normalleştirme sürecidir”

Bu sürecin ABD ve dönemin Başkanı Trump’ın doğrudan gözetiminde başlatıldığını belirten Abuzer, “Bizde meşhur bir atasözü vardır: ‘Tilki vaazla başlamışsa, tavuklara sahip çıkın.’ Amerika–israil antlaşma ve barış diyorsa, belli ki bunun altında başka hedefler var. Hatta bugünlerde bunu daha iyi görebiliyoruz. Amerika’nın liste politikalar anlamında, hatta onu diyorum bir yere; Amerika ‘Biz demokrasi götüreceğiz, insan haklarını götüreceğiz.’ falan diyorsa, belli ki oraya çökmeye niyetlenmiştir. Yani maalesef ağuyu altın tasla bal diye sunuyorlar. İbrahim Anlaşmalarının da aslında temel amaç ve hedefine baktığımızda, ortada onun bağrına saplanmış bir hançer olan israili, ur gibi maalesef bünyeye uymayan bir yapının normalleştirilmesi, meşrulaştırılması ve güvenliğinin sağlanmasını esas alan bir hedef olduğunu rahatlıkla görebiliriz. 2020’de, sanıyorum 15 Eylül 2020’de israil, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn arasında, Arap-israil gerginliğini bitirmeye dönük bir proje gibi sunulan ama aslında normalleştirme dediğim gibi israilin meşruiyetini sağlama adına, her gün kavganın ve savaşın bitirilmesine dönük bir anlaşma olarak, Trump’ın da Amerika’nın da gözetiminde başlayan bir süreçti. Daha sonra bu süreç sanıyorum 2023’te genişletilmeye başlandı. Endonezya, Nijer, Somali gibi ülkeler bu projeye dahil edilmeye başlandı; sonra diğer Arap ülkeleri ve Müslüman ülkeler buna davet edildi. ‘Ortada bir huzursuzluk var, gelin bunu anlaşmayla, karşılıklı saygı ve sevgi çerçevesinde çözmeye çalışalım’ denildi. İşin görünen yüzü bu. Ama dediğim gibi arka planda artık iyice ayyuka çıkmış olan israilin terörist yapılanması, vahşeti ve soykırımı bir anlamda örtmek, onu gölgelemek ve aynı zamanda Müslüman halkların, bölge halkının özellikle İsrail’e karşı olan tepkisini biraz daha dindirmek adına, ‘Bakın işte biz gayet güzel oturuyoruz, anlaşıyoruz’ gibi bir yaklaşımın olduğunu görüyoruz.” ifadelerini kullandı.

“Zulüm devam ederken barış söylemi samimi değildir”

siyonistlerin Gazze ve Batı Şeria’da sürdürdüğü saldırılara dikkat çeken Abuzer, “Dediğim gibi özellikle Orta Doğu’da israilin içinde olduğu bütün anlaşmaların arka planında; bir görünen yüzü, bir de görünmeyen tarafı var. Bunu anlamamız, görmemiz gerekiyor. ‘İbrahim’ neden İbrahim Anlaşmaları? Orada da tabii dediğim gibi kulağa hoş gelecek şeyler var. İbrahim Aleyhisselam Peygamberlerden kabul edilen birisi. Bizim için de Müslümanlar için de gerçekten İbrahim Aleyhisselam önemli bir Peygamber. Misyon itibarıyla tevhidin, İslam’ın bayraktarlığını yapan birisi. İbrahim Anlaşmaları konusunda ifade ettiğim gibi, ağuyu altın tasla bal diye içiriyorlar. ‘İbrahim anlaşmalarına kim karşı çıkabilir?’ gibi bir yaklaşım var. Ama dediğim gibi geri planda, Ortadoğu’nun kalbine saplanmış bir hançer olan israilin meşrulaştırılması, normalleştirilmesi ve bir anlamda artık statüsünün kabul edilmesi, bir devlet olarak kabullenilmesi hedefleniyor. O dönem itibarıyla basına düşen, gazetelerde yer alan ve arşivlerde ulaşılabilecek beyanlara baktığımızda; 1917’de Osmanlı askerlerinin Kudüs’ten çekilmesiyle başlayan süreçte, adım adım Yahudilerin daha doğrusu siyonist Yahudilerin, bunu özellikle vurgulamak lazım bu bölgeye yerleştiğini görüyoruz. İnsan hakları, demokrasi falan hepsi bir yana; her türlü zulmü reva gördükleri bir şekilde bu toprakları talan ettiklerini görüyoruz. Masum Filistin halkının topraklarında bu zulüm devam ediyor, Batı Şeria’da devam ediyor. Artık vicdanı olan her insanın bu meselede tepki göstermeye başladığını görüyoruz. Batı’da da özellikle enteresan bir şekilde, biraz daha vicdanlı olan kesimlerden; vicdanını tamamen kaybetmemiş Batı insanında ciddi tepkiler oluşmaya başladı. Bunu yer yer Avrupa’daki kimi meclislerde milletvekillerinden görüyoruz, kimi vicdanlı yazarlarından görüyoruz. Hatta vicdanını kaybetmiş olsa da tek tük de olsa Yahudi kökenli, Yahudi olduğunu söyleyen akademisyenlerden sayıları az da olsa bunun doğru olmadığına dair tepkiler geldiğini görüyoruz.” şeklinde konuştu.

“Bu sürecin arkasında ciddi ekonomik hesaplar var”

Abraham Anlaşmaları'nın yalnızca siyasi değil, aynı zamanda güçlü bir ekonomik arka plana sahip olduğunu belirten Abuzer, “Batıda özellikle israil karşıtlığı ve siyonizm karşıtı bir zihin yapısı oluşmaya başladı. Halklarda çok ciddi tepkiler ortaya çıktı. Amerika’da insanlar ‘Biz israili niçin desteklemek zorundayız?’ şeklinde eleştiriler dile getirmeye başladı. Aslında İbrahim Anlaşmaları, arka planda bütün bu tepkileri bir anlamda nötrleştirme çabasıdır. ‘Bakın, biz bunu da yapıyoruz, barıştan yanayız’ denilerek bütün Müslüman ülkeleri de sürece dahil etmeye çalıştıkları görülüyor. Tabii ki Müslümanlar olarak, özellikle Müslüman idareciler bu tür niyetlere karşı temkinli yaklaşmak zorundadır. Daha önce de ifade ettiğim gibi, Amerika ve Batı barış ve sulh diyorsa, bunun arkasında mutlaka başka hesaplar vardır. Eğer masaya oturulacaksa, bir anlaşma yapılacaksa, bu gerçekler bilinerek oturulmalı ve ‘Bunun altında nasıl bir hesap olabilir?’ sorusu sorulmalıdır. Nitekim Trump’ın kendisini Nobel Barış Ödülü’ne layık görebilecek bir yaklaşım içinde olduğu görülmektedir. Güya barışçıl bir kişilik olarak sunulsa da, bütün bu sürecin arka planında İsrail’i meşrulaştırma, normalleştirme ve onun statüsünü hem halklara hem de dünya ölçeğinde devletlere kabul ettirme çabası olduğu açıktır. Bugün hâlâ güya bir barış ortamından söz ediliyor; ancak dün gece yine İsrail Gazze’de çadırları bombalamıştır. Batı Şeria’da her gün masum insanlar, okula giden çocuklar kaçırılabilmekte, öldürülebilmekte, insanların evlerine el konulabilmektedir. Bir taraftan ‘barış’ denilirken, diğer taraftan zulüm devam etmektedir. Bütün bunların Müslümanlar tarafından açıkça görülmesi gerekiyor. Burada işin acı bir yönü de şudur: Müslüman ülkeler kendine yeten, istiklalini tam anlamıyla sağlamış ülkeler değildir. Siyasi ve ekonomik bağımlılıklar vardır. Her ne kadar Arap ülkeleri petrol zengini olsalar da, bu kaynakları kendi iradeleriyle kullanabilecek bir özgürlüğe sahip değillerdir. Meseleye bu gerçekler çerçevesinde bakmak gerekir.” diye konuştu.

“Gazze ve Kudüs her Müslümanın imanî meselesidir”

Bu sürecin çok fazla konuşulmayan ama son derece önemli bir ekonomik boyutu da var olduğuyna dikkat çeken Abuzer, "Gazze meselesi ve 7 Ekim olaylarının öncesinde, süreci tetikleyen unsurlardan biri de İMEK Projesi’dir. Eylül 2023’te Hindistan’da dünyanın zengin ülkelerinin katıldığı bir toplantı yapıldı ve daha önceden hazırlanan bu proje nihai hâlini aldı. Bu projede Hindistan, israil, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Amerika ve Batı’dan Fransa ile İngiltere gibi ülkeler yer almaktadır. Projenin temel amacı; Hindistan’daki nadir elementlerin ve başta hidrojen olmak üzere yer altı kaynaklarının Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri üzerinden israilin Hayfa Limanı’na taşınması ve buradan Avrupa’ya dağıtılmasıdır. Aslında hem İbrahim Anlaşmaları'nın hem de Gazze meselesinin arka planında bu ekonomik çıkarların bulunduğu görülmektedir. Ortada petrol ve yer altı zenginlikleri olduğu sürece, Batı’nın ve özellikle Siyonist zihniyetin bu bölgelere yönelik planları hiçbir zaman bitmez. Kendi refahlarını sürdürmek adına her türlü zorbalığı meşru görürler. Bunun arkasında da Siyonist bir aklın ve özellikle Batı’daki bazı büyük şirketlerin devletleri yönlendiren etkisinin olduğu bilinmektedir. Müslümanlar olarak artık bu olaylara feraset ve basiretle yaklaşmak zorundayız. Aklı selimle hareket etmeliyiz. Karşımızda kitle iletişim araçlarına, para transferlerine ve küresel sistemin ana damarlarına hâkim yapılar vardır. Buna karşı Müslümanların donkişotluk yapmadan ama uyanık, bilinçli ve kararlı olması gerekir. ‘Anlaşma’ deniliyorsa, ‘İbrahim’ adı kullanılıyorsa, elbette oturulabilir; ancak edilgen bir pozisyonda değil, eşit şartlarda olunmalıdır. Bizim de taleplerimiz vardır. Önce İsrail ambargoyu kaldırsın, insanları öldürmeyi bıraksın, evleri talan etmekten vazgeçsin ve en azından 1967 sınırlarına çekilsin. Ondan sonra konuşulacaksa konuşulmalıdır. Hazreti Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurduğu gibi, ‘Müminin ferasetinden sakının; çünkü o Allah’ın nuruyla bakar.’ İşte bu ferasetle, ümmet bilinciyle düşmanı iyi tanıyıp kuklaları doğru görmek ve buna göre temkinli ama kararlı bir duruş sergilemek zorundayız." ifadesini kullandı.

“Barış ve sulh derken arka planda neyi planlıyorlar”

Müslüman ülkelerin ve liderlerinin tam bağımsız olmadığı konusunda endişeleri olduğunu belirten Abuzer, “Bu anlaşma ve son süreçte Gazze üzerine yapılan, suni bir anlaşma olarak da nitelendirilebilecek gelişmelerde şunu rahatlıkla görebiliyoruz. Batıdaki protesto dalgasının, daha önce ifade etmeye çalıştığım gibi, bir miktar öne alınmış olduğu görülüyor. Bu durum, onların ulaşmak istedikleri temel hedeflerden biri olabilir. Müslüman ülkelerde ise ilk günkü boykot refleksi ve tepkinin yerini, ‘Acaba ne oluyor, bir bakalım’ şeklinde bir duraklama ve gevşeme aldı. Bu noktada şununla bir nebze olsun sevindiğimi ifade edebilirim. israil her türlü yardımı engellemeye çalışsa da, Gazze’de özellikle masumlara yönelik yardım kuruluşları belli ölçüde girebildi. Anlaşmaya göre örneğin 500 tır girmesi gerekiyorsa belki 20–30 tır girdi ama sonuçta girdi. Bu da suni de olsa bir rahatlama oluşturdu; evet, bunun bir etkisi oldu. Ancak ben en başından beri şunu ifade etmeye çalışıyorum. Eğer bunlar ‘anlaşma’ ve ‘barış’ diyorsa, biz Müslümanlar olarak elbette selametten ve barıştan yanayız; bu imanımızın bir gereğidir. Fakat bu barışın eşit şartlarda olması gerekir ve mutlaka şunu sormak zorundayız. ‘Barış ve sulh derken arka planda neyi planlıyorlar?’ Bunu iyi hesaplamalı, ona göre masaya oturmalı ve adımlar atmalıyız. Bugün özellikle Orta Doğu’daki İslam ülkelerine baktığımızda, yöneticilerle halklar arasında ciddi kopukluklar olduğunu görüyoruz. Her Müslümanın yüreğinde Gazze ayrı bir yaradır, ayrı bir sızıdır. Liderlerin tamamını ‘hain’ gibi ifadelerle nitelemek istemem; belki özlerinde onların da yürekleri Gazze’den yanadır. Ancak bağımsız olamadıkları gerçeği ortadadır. Nitekim Netanyahu’nun Arap liderlerine hitaben söylediği ‘Oturduğunuz yerde oturun, oralarda bizim sayemizde oturuyorsunuz’ şeklindeki sözleri son derece utanç verici bir beyanattır ve her şeyi açıkça ortaya koymaktadır.” ifadelerini kullandı.

“Filistin meselesi her Müslümanın şahsi meselesidir”

Her müslümanın bu anlaşmanın gerçek yüzünü bilmesi ve anlatması gerektiğini vurgulayan Abuzer, “Gazze meselesi, Kudüs davası her Müslümanın imanî meselesidir, imanî davasıdır. Filistin meselesi her Müslümanın şahsi meselesidir. Aynı şekilde Filistin’de, Gazze’de, Doğu Türkistan’da ve dünyanın dört bir yanında zulüm gören her Müslümanın acısı benim acımdır. Zaman zaman siyasi olarak yöneticiler farklı tercihler yapabilir; ancak ümmet bilinci açısından her Müslümanın bu dava şuuruyla meselelere yaklaşması gerekir. Önümüzdeki süreçte, elimizdeki kitle iletişim araçlarıyla bu anlaşmaların gerçek yüzünü, arka planını sürekli anlatmamız ve kamuoyuyla paylaşmamız büyük önem taşımaktadır. Bu noktada özellikle şunu da vurgulamak isterim. Türkiye, bu süreçte en temkinli ve en akl-ı selim şekilde hareket eden ülkelerden biri olmuştur. Sayın Cumhurbaşkanımız, bakanlarımız ve devlet erkânı, duygusal reflekslerden ziyade akılcı ve çözüm odaklı bir politika izlemektedir. Ben inanıyorum ki hiçbir zulüm ilelebet devam etmez. israilin bu zulmünün de sona doğru geldiğini düşünüyorum. Asıl önemli olan şudur: Biz Müslümanlar olarak bu sürecin neresindeyiz, nerede durmalıyız, ne yapmalıyız? Bu soruları samimiyetle sorup kendimizi muhasebe etmemiz gerektiğine inanıyorum.” diye konuştu.

“Akademisyenlerin vebali ağırdır”

Akademisyenlerin yalnızca ders veren ya da makale yazan kişiler olmadığını belirten Abuzer, “Bu bir özeleştiridir ve kendimizden bahsediyorum. Akademisyenler olarak öteden beri hep şunu savunurum. Hasbelkader bir akademisyenlik unvanımız var; profesörlük, doktorluk gibi unvanlarla 30 yılı aşkın süredir akademinin bir şekilde içindeyiz. Ancak benim anladığım kadarıyla akademisyenlik sadece masada oturup makale yazmak, kitap yazmak, derse girip çıkmaktan ibaret değildir. Akademisyenliğin çok daha derin, çok daha geniş bir sorumluluğu vardır. Aydın kesim, münevver kesim, toplumda okuyan ve düşünen kesim olarak meselelere belli bir farkındalıkla yaklaşan bu grubun, kesinlikle toplumla iç içe olması gerekir. Toplumun derdiyle dertlenmek, ümmetin derdiyle dertlenmek, Müslümanların problemlerini kendine dert edinmek ve bu çerçevede ‘Neler yapılabilir, ben ne yapmalıyım?’ şuuru ile hareket etmek zorundayız. Bu anlamda toplumu bilinçlendirmek ve yönlendirmek öncelikle aydınlara, özellikle de akademisyenlere düşmektedir. Ben zaman zaman arkadaşlarla bir araya geldiğimizde bunu açıkça söylüyorum. ‘Arkadaşlar, bu vebal bizim omuzlarımızdadır; bizim ciddi bir sorumluluğumuz var.’ Kur’an-ı Kerim’de bu anlamda bilenlere, aydın sınıfa yüklenen sorumluluğu ve aynı zamanda vebali hatırlatan ayetler vardır. İlk muhatabı Tevrat’ı okuyan Yahudiler olsa da Kur’an hepimiz için gelmiştir; emir de, ikaz da hepimizedir. İlmiyle amel etmeyen, ilminin gereğini yerine getirmeyen kimselerle ilgili bu ayetler çok ciddi bir uyarıdır ve büyük bir tehdittir. Bu yönüyle, ilim sahibi olanların sorumluluğunun çok daha ağır olduğunu düşünüyorum. Akademisyenler ve toplumda kanaat önderi olarak bilinen insanlar; başta Gazze meselesi, Filistin ve Kudüs davası olmak üzere, Doğu Türkistan, Arakan, Somali, Afrika ve dünyanın farklı bölgelerinde zulüm gören Müslümanların meselelerini kendilerine dert edinmelidir. Bugün maalesef Müslümanlar arasında çok ciddi sıkıntılar vardır; kardeş kardeşe düşmüş durumdadır. Bütün bunlar karşısında ‘Bu işin çözümü nasıl olmalı?’ sorusunu sormak ve bunun sorumluluğunu taşımak gerektiğine inanıyorum. Bilinçli bir şekilde, bu sorumluluk duygusuyla hareket etmek zorundayız.” dedi.

Son olarak Dünya Kudüs günüyle alakalı değerlendirmelerde bulunan Abuzer, “Kur’an-ı Kerim’de Cenab-ı Hak buyurur ki: ‘Biz günleri insanlar arasında döndürür dururuz.’ Yani bir zaman gelir güçlü olursunuz, bir zaman gelir mazlum konumuna düşersiniz; bir zaman yükseliş olur, bir zaman düşüş olur. Burada önemli olan, bu imtihanlar karşısında duruşunuzdur, adamlığınızdır. Her bir Müslümanın önünde bugün Kudüs, Gazze, Doğu Türkistan ve diğer mazlum coğrafyalarla ilgili sergilediği tavır, onun Müslümanlığının ne kadar sahici olduğunu ortaya koymaktadır. Biz ümitsiz değiliz; mümin ümitsiz olmaz. Gelecek yakındır Allah’ın izniyle. Ben yeniden Kudüs’te İslam sancağının dalgalanacağına ve bunun inşallah bizim elimizle gerçekleşeceğine inanıyorum. Rabbim bizleri buna memur eylesin.” ifadelerine yerverdi. (İLKHA)

Memur-Sen’den kamuda ücret reformu çağrısı: Ücrette denge yoksa huzur olmaz

Memur-Sen Adıyaman İl Temsilcisi Demir: Ücrette denge, gelirde adalet, işyerinde huzur istiyoruz

MASKİ’den Kuluncak’a 400 milyon Tl’lik Altyapı Yatırımı

Bakan Ersoy çeşitli temaslarda bulunmak üzere Ağrı'ya geldi

87 yaşındaki hastadan 4,5 kiloluk tümör alındı

Miniklerden Miraç Kandili etkinliği

Battalgazi’de karla mücadele çalışmaları devam ediyor

Batman'da kadınlara yönelik okuma yazma kursu

Merkez Bankası rezervleri açıklandı

Mardin Memur-Sen’den ücret dengesizliği ve gelir adaletsizliğine karşı basın açıklaması

Eğitimci Sarıtaç: Basın kamu vicdanının, eğitim ise geleceğin teminatıdır

Batman'da kar engeline rağmen hayat kurtaran müdahale

Diyarbakır Memur-Sen'den kamu personel sistemine reform çağrısı

Batman'da tıbbi acil çağrı yönetimi eğitimi verildi

Fransa, ilk askeri birliğini Grönland'a gönderdi

HÜDA PAR Batman İl Başkanı Şahin: Miraç gecesi Gazze için bir çare kapısı olsun

Dışişleri Bakanı Fidan: Filistinlilerin huzuru önceliğimiz

İki uçlu duygu durum bozukluğu nedir? Görülen belirtiler nelerdir?

Tayland’da iki gün içinde ikinci vinç kazası: 2 kişi daha öldü

Umut Kervanı Kahramanmaraş, Miraç Kandili nedeniyle gıda ve kırmızı et dağıttı

Üniversite öğrencilerinden 3 yılda lisans modeline destek

Memur-Sen’den ücret dengesizliği ve gelir adaletsizliğine tepki

Kızaran gözleri hafife almayın: Kış aylarında çocukları bekleyen tehlike

Yetimler Vakfı'ndan Batman'da yetimlere anlamlı destek

Gazze'de ikinci aşama tartışması: İşgalciler süreci yine tıkıyor

Memur-Sen Gaziantep Şubesi'nden kamuda ücret ve gelir adaletsizliğine sert çıkış

Siirt Müftüsü Pinal: Namaz miracımız olmazsa Miraç anlaşılmaz

Siirt’te “Hadislerle serpilen bir nesil” programı başlıyor

"Kudüs; sorumluluk, adalet ve vefa demektir"

Batman'da aranan 30 şahıs yakalandı

Yükleniyor

Memur-Sen’den kamuda ücret reformu çağrısı: Ücrette denge yoksa huzur olmaz

Memur-Sen Adıyaman İl Temsilcisi Demir: Ücrette denge, gelirde adalet, işyerinde huzur istiyoruz

MASKİ’den Kuluncak’a 400 milyon Tl’lik Altyapı Yatırımı

Bakan Ersoy çeşitli temaslarda bulunmak üzere Ağrı'ya geldi

Miniklerden Miraç Kandili etkinliği

Battalgazi’de karla mücadele çalışmaları devam ediyor

Merkez Bankası rezervleri açıklandı

Mardin Memur-Sen’den ücret dengesizliği ve gelir adaletsizliğine karşı basın açıklaması

Eğitimci Sarıtaç: Basın kamu vicdanının, eğitim ise geleceğin teminatıdır

Diyarbakır Memur-Sen'den kamu personel sistemine reform çağrısı

HÜDA PAR Batman İl Başkanı Şahin: Miraç gecesi Gazze için bir çare kapısı olsun

59,7 milyarlık yatırım tartışması: Elazığ hizmet mi bekliyor, algı mı üretiliyor?

HÜDA PAR: Bölge ülkeleri derhâl ortak bir savunma hattı oluşturmalı

Yapıcıoğlu: Kürt meselesini kardeşlik ve adalet temelinde çözme mecburiyetimiz var

HÜDA PAR Milletvekili Dinç'ten dizilerde alkol kullanımının özendirilmesine ilişkin soru önergesi

HÜDA PAR Milletvekili Dinç'ten alkol kullanımı ve bağımlılığına ilişkin soru önergesi

HÜDA PAR Tarsus İlçe Başkanı Tanış’tan nezaket ziyaretleri

HÜDA PAR Milletvekili Demir’den Bingöl TOKİ konutlarıyla ilgili açıklama

HÜDA PAR şehir içi ulaşım sorununu belediye meclisi gündemine taşıdı

HÜDA PAR Genel Başkan Yardımcısı Emiroğlu'ndan "Çalışan Gazeteciler Günü" mesajı

Yetimler Vakfı'ndan Batman'da yetimlere anlamlı destek

Elazığ Umut Kervanı'ndan muhtaç ailelere "ev eşyası" desteği

Umut Kervanı'ndan Düzce’de ihtiyaç sahibi ailelere yardım

Uzman sürüş eğitmeni Kesen: Yüksek sesli müzik ve hız hayatınızı tehlikeye atıyor

AFAD’dan Sudan’a 6’ncı İyilik Gemisi

Yetimler Vakfı soğuk kış gününde yetimlerini unutmadı

Onkoloji servisinden yazarlığa: Onkoloji koridorlarından kitap sayfalarına uzanan yolculuk

Yetimler Vakfı Afganistan'da yetim çocuklara yetim aylığı dağıttı

Dondurucu soğuk semt pazarlarını vurdu: Esnaf tezgâh açmakta zorlanıyor

Batman'da pazarcı ve vatandaşlardan kar ve buz tepkisi

Memur-Sen’den ücret dengesizliği ve gelir adaletsizliğine tepki

Merkezi yönetim bütçe sonuçları açıklandı

Kuyumcular: Küresel belirsizlikler altını 2026'da zirveye taşıyabilir

Tarım ÜFE aralık ayında arttı

Hizmet üretim endeksi kasım ayında yükseldi

Brent petrol 64,18 dolardan işlem görüyor

Lavabo açıcı için toplatma kararı

Gümrük denetimlerinde 13,6 milyar TL ceza kesildi

Toplanan inek sütü yüzde 4 azaldı

Güneydoğu'nun 2025 hububat ihracatı 3,6 milyar dolar oldu

LİG TABLOSU

Takım O G M B Av P
1.GALATASARAY A.Ş. 17 13 1 3 27 42
2.FENERBAHÇE A.Ş. 17 11 0 6 25 39
3.TRABZONSPOR A.Ş. 17 10 2 5 13 35
4.GÖZTEPE A.Ş. 17 9 3 5 12 32
5.BEŞİKTAŞ A.Ş. 17 8 4 5 8 29
6.SAMSUNSPOR A.Ş. 17 6 4 7 2 25
7.RAMS BAŞAKŞEHİR FUTBOL KULÜBÜ 17 6 6 5 9 23
8.KOCAELİSPOR 17 6 6 5 -2 23
9.GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş. 17 6 6 5 -6 23
10.CORENDON ALANYASPOR 17 4 4 9 1 21
11.GENÇLERBİRLİĞİ 17 5 9 3 -3 18
12.ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş. 17 4 7 6 -4 18
13.TÜMOSAN KONYASPOR 17 4 8 5 -8 17
14.KASIMPAŞA A.Ş. 17 3 8 6 -10 15
15.HESAP.COM ANTALYASPOR 17 4 10 3 -15 15
16.ZECORNER KAYSERİSPOR 17 2 6 9 -17 15
17.İKAS EYÜPSPOR 17 3 10 4 -14 13
18.MISIRLI.COM.TR FATİH KARAGÜMRÜK 17 2 12 3 -18 9